24 Mayıs 2008 Cumartesi

Bahçeli artık ülkücü aramıyor!


MHP yerel seçimlerde aday olacak kişilerde bu kez ‘ülkücü’ olma şartı aramıyor. Onun yerine, sicili temiz, fikirleri MHP ile örtüşen ve tanınmış kişiler belediye başkanlığı için yarışacak


HALKIN TANIMASI ŞART


Akşam'ın haberine göre; aylardır yerel seçim çalışmalarını sürdüren MHP, haziran ayında düğmeye basıyor. MHP, belediye başkan adaylarında öncelikle “Halkın tanıması” şartını arayacak.


ÜLKÜCÜ GEÇMİŞ ŞART DEĞİL


Bu kişilerin MHP ile birlikte çalışabileceğine kanaat getirilirse “Ülkücü geçmiş” ya da “Ülkü ocaklarından yetişmiş olma” şartı aranmayacak. MHP’nin fikirlerine uygunluk ve milliyetçi olma şartı mutlaka aranacak. Adayların temiz bir sicile ve iyi bir geçmişe sahip olması da etkin kriterler arasında olacak.


HAZİRANDA START VERİLECEK


Önümüzdeki dönemde yerel seçimler için hızlı bir çalışma programı uygulamaya başlayacak olan MHP bölge toplantıları için harekete geçti. Aylardır belde ve ilçelerde süren toplantılar, bu defa Türkiye’nin tüm bölgelerinde düzenlenecek. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de katılacağı bölge toplantılarının birincisinin haziran ayına yetişmesi planlanıyor.MHP yönetimi teşkilatlarına yerel seçim stratejilerini bu toplantılarla duyuracak.

2 Mayıs 2008 Cuma

Bahçeli'den Ülkü Ocakları'na neşter




Milliyetçi Hareket Partisi olası tahriklere karşı önlem almaya başladı. Bahçeli, son dönemde yaşanan ‘provokatif’ ve ‘tahrik edici' eylemlere karşı radikal adım atıyor.


Bahçeli'nin talimatıyla Ülkü Ocakları'nın büyükşehirlerdeki mahalle ve semt temsilcilikleri kapatılmaya başlandı.Antalya başta olmak üzere üniversitelerde yaşanan çatışmalar, Sakarya'daki linç girişimi ve 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasına ilişkin gerginliğin doruk noktasına çıktığı bir dönemde MHP lideri Devlet Bahçeli, yine herkesi şaşırtacak, ‘sağduyunun sesi olacak' bir adım attı.


‘KAPATIN’ TALİMATI


Bahçeli, Türkiye'de son dönemde yaşanan ‘provokatif’ ve ‘tahrik edici' eylemlere karşı önlem alınması amacıyla Ülkü Ocakları'nın büyükşehirlerdeki mahalle ve semt temsilciliklerinin kapatılması talimatını verdi. Bahçeli'nin isteğini hemen hayata geçiren Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk, büyükşehirlerdeki temsilciliklerine bir ‘genelge' yollayarak, semt ve mahalle ocaklarının kapatılması talimatını verdi.


KİLİT VURULUYOR


Öztürk'ün talimatı doğrultusunda İstanbul'daki 52 ülkü ocağından 20 semt ve mahalle ülkü ocağının kapısına kilit vurulmaya başlandığı bildirildi. Kapatma işleminin ardından İstanbul'da Ülkü Ocakları'nın 32 taneyle sınırlandırılacağı öğrenildi. Ülkü Ocakları'ndaki yeni yapılanma çeçevesinde İzmir'de geçtiğimiz hafta içinde 5 tane semt ve mahalle ülkü ocaklarının kapısına kilit vurularak, kentteki ocak sayısı 7 ilçe teşkilatı ile sınırlandırıldı. Yine Ankara'da semt ve mahalle yapılanmasıyla birlikte 36'yı bulan ocak sayısının, her ilçede bir tane bulunacak şekilde aşağıya çekileceği kaydedildi. Üniversite olaylarıyla gündeme gelen Antalya'da da benzer bir uygulamaya gidileceği öğrenildi.


BAYRAK DEĞİŞİMİ


Ülkü Ocakları'ndaki yeniden yapılanma mahalle ocaklarının kapatılmasıyla sınırlı kalmayacak. Ülkü Ocakları'nda “dönemsel genel başkanlık” görevinin kökleşmesini sağlamak amacıyla, 2007 sonbaharından itibaren “Bayrak değişimi devam ediyor' sloganıyla Ülkü Ocakları İl Başkanlıkları’na da yeni atamalar yapılıyor. En son Çankırı, Afyon, Van, Elazığ ve Sivas Ülkü Ocakları Başkanları değiştirildi. Bahçeli, ocak başkanlarının üniversite öğrencilerinden seçilmesini istiyor.


SOKAKLARDA OLMAYACAĞIZ


MHP lideri Devlet Bahçeli, Antalya'da yaşanan öğrenci kavgasının ardından 11 Nisan’da bir genelge yayınlayarak, "Tahrik ve tertipler ne derece büyük olursa olsun, Milliyetçiler, hiçbir zaman sokakta olmayacak” demişti.


*Bugün

25 Nisan 2008 Cuma

Mukaddesatçı Türk ve Aksiyon



Mukaddesatçı Türk ve Aksiyon

Lüpçü olmak hastalığına müptela, bugünün güyya milliyetçi ülkücü ayak uydurmacı stratejik düşünebilen dahi liderleri ne anlar bu dilden!...

Ellerinin altına olmak ve oldurmak için koşan milyonlarca genci, batılı hayat tarzına karşı güyya tavır kisvesi altında, zıddından devşirmek marifetinden başka ne yaptı bu hanım amcalar.
Başyücelik Devlet'inin Şanlı ordusunun baş otağını temsil eden Başbuğ'luğun madde ve mana şartlarından habersiz, tüm imkânlarını istikbalin inşaacı gençliğini yoğurmakla vazifeli bu şerefli makamla ne alakaları var bu hayasız cahillerin!...
Sadece en gizli ve derin bir taktik dehasıyla, mevcut imkânları istismar ederek, ocak ocak kendi öz nizamına geçit gençlik olmaya ne kadar da hazırdı tertemiz Anadolu evladı!.. Böylesi bir marifetin ve taktiğin sahibiyiz edalı alçaklar kumpanyası, Anadolu evladını yabancı ruhların mahremlerinden, yabancı akılların delhizlerinden, yabancı ellerin marifetinden doğmuş, namahrem düzenine hizmet ettirdin, hatta saçları kirpi, belleri zilli, öz yasası şeriatına düşman ettin, ettirilmesine güldün geçtin. Atamız boşuna pak diline mal etmemiş "hain" ve "düşman" diye zıddını işaretlemek için. Senin dilinde o kadar çok pelesenk oldu ki, hatta sen bunu öylesine yalama ettin ki, maddesine ve manasına kıydığın gibi Türk'ün, dilininde böyle ırzına geçtin.

Boşuna değil Ey Mukaddesatçı Gönüldaşlarım, atalarımızın "hain" ile "düşman"ı ayırması. Seni bir sonraki aşamada kendi öz kavganı vermek için, şimdilik kaydıyla, ertelenmiş öz savaşına yol olsun, yol bulabilesin diye, işte tamda bu hakikatin perdeleyici diliyle zehirlediler. Geçti şimdi o savaş, geçti o tehlikesi vatanın ve milletin. Ya şimdi hani bizim öz savaşımız, bu rezil ve hayasız Garbın akını değil yaşadığımız, Garblılar doğurdu tertemiz analarımız, Garblının tohumuna bekçilik etmiş olduk. Ya şimdi hani bizim öz savaşımız, hem komünizme, hem kapitalizme, hem her türlü emperyalizme karşı? Komünizme karşı öl, öldür, aksiyon diye ertelenmiş, iple çektirilen öz savaşımız, öz nizamımıza doğru savaşımız, öylesine ertelendi ki, ruhumuzu çaldılar, emperyalizim ve kapitalizimin kucağından sırıtıyor yüzleri lider bellediğimiz pezevenkler!..

Fikir!!! Ey Mukaddesatçı Türk, anlıyor musun? Fikir, yani bütün karşı oluşlarımızın istinat noktası, uğruna can alıp can verdiğimiz Türk'ün İslam Nizamı, kardeş milletlerin göğsünü ferahlandıracak !.. Sana Allah, ana, baba, karındaş, vatan ve şeref adına yeminin en büyüğü ile söylüyorum ki, emperyalizim kullanmış oldu, Allah, ana, baba, karındaş ve vatan ve şeref ve namus duygunu!.. Fikir dedim Ey Mukaddesatçı Türk, bunu anlıyor musun?

İki dev arasında (kapitalizim ve marksizim) mahremini kirletmek isteyenlere karşı, ilk önce şunun işini hal etmeliyiz diyenlerin arasından, kavgasını kozmopolit, sahte, emperyalist kuklası yavşaklara karşı yükselten, yükseltmeye davet eden kim var? Allahsız komünist diye yeri göğü inleten, gel benimle, bu vatan borcudur diyen bu münafık ağızlılar niye bügün mukaddesatının ırzına geçen Allahsız kapitalistlere karşı, Allahsızlık damgasını olanca şiddetiyle vuramıyor?

Aksiyon !!! Anlıyor musun Ey bu vatanın öz evladı sana helal bu vatan, yani senin mana ve iman damarlarınla bağlı olduğun, diğerlerinin yabancılaşmış, yavşaklaşmış hallerine bir bak!... , sadece o yüzden senin bağlısı olduğun milyarlaca dedenin yattığı ve bir deniz gibi, deprem gibi altında dalgalandığı için bu vatanın toprağı, sana helal bu vatan!.. Aksiyon işte bunun için, aksiyon içeriden ve dışarıdan.
Fikir ve Aksiyon !!!... Anlıyor musun Ey İnanmış Peygamber kuzusu pak ve temiz analar dolu diyarın çocuğu!.. Fikrinin hakkını ver, fikir mimarının!.. Aksiyonun hakkını ver, aksiyon mimarının!.. Sen öz yurdunda garipsin, hem vallahi, hem billahî öylesine garipsin ki, bir lahzâ hüznünü def etmek için uğruna kurban olduğumuz Allah Rasulü hakkı için, işte bu kadar büyük yeminlerle, en ücra köşesinde bir zamanlar yuvalanmış imanını ispat etmek mecburiyetinde kalıyoruz.
İşte seni bu hale getiren kim? Bunu düşün. Hepçi ol, Lüpçü olma!.. Lüpçü muvaazacı münafıklardan lider olmaz, hesap kitap yapa yapa korkusundan düşmanın veya hainliğinden mi desem, ne farkı var ayrıca ha öyle ha böyle, senin bu vatan ve millet!.. Başından, ayağının toğuğuna kadar, Ağrının zirvesinden, Konya'nın ovasına kadar, Allah ve Rasul'ünün, Allah ve Rasulü'nün olsun diye şehid düşen milyarların... Çoğunluğun hakkı diyorlar sana, saygı duy diyorlar, yol demokrasi diyor lider kılıklı sünepe tipler sana. Ya Allah ve Rasulü'nün, ya milyarlaca şehid müslüman milletimin hakkına el atılıyorsa, ırzına geçiliyorsa bu temiz toprağın ve gençliğim devşiriliyorsa da mı saygı be ahmak!.. Çoğunluk biziz, çünkü biz iman ediyoruz şehidlerin ölmediğine!!! Gözlerine iman edenlerin göremediği milyarlaca şehidimiz, kara topraktan sandıklarına basmışlar Şeriat mührünü, seçimi biz kazandık niye diyemiyorlar.

Anlıyor musun? Deden niye "hain" ile "düşmanı" ayırmış. Hain çünkü münafıktır, yalancıdır, mantığa uydurur yalanlarını ve sen terini akıttıktan, canını verdikten sonra kusar küfrünü pis sırıtan ağzından.
İşte bunu anladığın gün olacaksın asıl Ülkücü, muhtevası Allah Şeriatının en yüce olması olacak bileğinde patlayan süratları, milyarlarca şehidinin şu dünyadan daha sahici yüzlerinde belirecek gülümsemesi.

Sen Ülkücü değilsin şu halinle, lüpçüsün, yavşaklaşmış, her mukaddes fikri kusan şuurunla işte vatan şahid buna. Düşün, bütün yüreğimle, damar damar gerilen vücudumla ve hıncımla, düşün. Fikret, zikret, cihadet. Fikrini bul, zikrini bul, cihadını bul. Önce bunu düşün. Kafanı kaldırdığında dallacağın uyuşturucu ve pörsütücü havayı unutma. Zehirli bu hava, kafa karıştırıcı, zihin kontrolü görüyor musun? Bütün bu mantıklı ve hesaplı dünya gerekleri zamanında, bu koşuşturma altında bütün bir tarih yanıyor!!!! Olmaz böyle, biraz uymak lazım, zaman bu zaman diyenlere inama, Allah'a inan.
Söz yalama oldu. Ey Mukaddesatçı Türk Gençliği bunu iliklerine kadar his ediyorsun, avutuyorlar seni !..

Fikir ve Aksiyon!.. Anlıyorsun.
Sedat Öztürk

Unutmadık !



22 Şubat 1980

İTÜ öğrencileri Serdar , Levent Erkenez ve amca çocukları Yıldız Müh. Mim. Fak. Öğrencisi Uğur Erkenez.

Bu üç Ülküdaşımız Beşiktaş’daki evlerinde babalarının gözü özü önünde komünist örgütün infaz mangası militanları tarafından canice öldürüldüler.

23 Nisan 2008 Çarşamba

Ülkücüye 9 Öğüt


ÜLKÜCÜYE 9 ÖĞÜT


-I- Meydan yerinden çekil ve küçük mukabelelerin hâsılatından kâr bekleme!..


-II- 10.000 mangalık bir ordu kuvvetinde olan sen,münferit,müstakil,başıboş manga hareketleriyle bir netice alabileceğini umma ve kanun idaresinde merkezi kumandaya bağlı ordu hareketine geçeceğin günü bekle!


-III- Kızıl mihraklardan emir alarak gizli bir ordu plan ve disiplini içinde hareket eden düşmanını ancak açıkça ordulaşacağın zaman tepeleyebileceğini, bu olmadıkça onların taarruz davranışlarını kızıştırmaktan başka bir iş yapamayacağını bil; ve hükümete düşen bu vazifeyi milli irade yoluyla hükümet olacağın devreye sakla!


-IV- Saldırılara katiyen karşılık verme her defasında millete kanlı gömleğinle görün!


-V- Onun taarruzuna yol açan, sana gelince de müdafaa izni vermeyen bir hava içinde ya bütün ölçüleri çatlatmak veya durduğun yerde patlatmaktan gayri ne yapabilirsin?..Ne o,ne öbürü!.. Hararet,gayret,hamle ve intikam hissini kaybetmeksizin sabırla İlahi cilveyi bekle!


-VI- Evine baskın verildiği,şakağına silah çevrildiği,sokakta yolunun kesildiği an dışında hiçbir davranışa geçme!Manevi kışlana kapan,iç ve dış şartlarını planla, mutlaka bir fikir ve kumanda merkezinde toplan!


-VII- Bu şartlar altında sana ermişlik gibi bir ruh düştüğünü; ve bu memleketi kökünden koparmak isteyen Allah ve Resul düşmanlarının gayelerine tek engel olarak seni seçtiklerini gör, bu şerefin dünya ve ahirette sana yeteceğini takdir et, iftihar et!


-VIII- Söyleyebildiğim ve söyleyemediğim üzerine kafa patlat!


-IX- Düşün, taşın, anla, kolla!..


Necip Fazıl Kısakürek

22 Nisan 2008 Salı

Kıbrıs



Kıbrıs... Günün hadisesi... Zaten bizde bir hadise günün olmadan konuşulmaz. Mücerretlere kimse gelmez.


Kıbrıs nedir?..


Bir yerde üç vasıf aranır:(Jeo Ekonomik), (Jeo Stratejik-askerî), (Jeo Etnik-kavmî).


Bu üç kıymetin önünde Kıbrıs nedir?


Evvelâ ekonomiyi ele alalım: Kıbrıs keleş bir araziden ibarettir ve bir kıymet ifade etmez!.. Alan için bir yüktür. Kıymetleri tesbit edelim. (Jeo Stratejik); bunu anlamıyorlar!.. Efendim, bize oradan ihraç yapabilirler mi? Senin bugün mensub olduğun politik anlaşmada üzerine Kıbrıs'tan bir ihraç bahis mevzuu mu?.. Yunan'ın bunu tek başına yapması kolay mı?.. O halde?.. O halde şu; On iki ada elinde dururken, İzmir dağının batıp da karabatak gibi çıktığı adalar dururken, Kıbrıs'a (stratejik) kıymet atfedebilir miyim?.. Kıbrıs muazzam bir (stratejik) kıymet sahibidir; ama taarruz etmek için... İyi anlayın meseleleri... Nitekim Hz. Muaviye devrinde, Kıbrıs, İslâm İmparatorluğunun basamak taşı olarak fethedilmiş, sonra el değiştirmiş, nihayet Osmanlıların eline geçerken de, muazzam bir taarruzun Avrupa'ya doğru basamak taşı olmuştur. Demek ki, dışarıya doğru kuvvetini şevkeden adamın elinde kıymet... Bana oradan korku gelmez!.. Zaten Oniki ada ortadadır!..


Şimdi en nazik noktaya geldik. (Jeo Etnik)... Kavmî... Çok üzülerek söyleyeyim size: Ben Havzacı değilim... Demin tekrar ettiğim gibi... Ben insancıyım ve şahsiyetçiyim. Bir şahsiyet en kötü yerden çıkabilir... En iyi yerden de hiçbir şey çıkmayacağı gibi... Fakat sahaların da, havzaların da Allah'ın mahlûku olarak, bir ortalama mânaları vardır!.. Kemmiyette, Kıbrıs'ta seksen ilâ yüzbin Türk var... Şimdi keyfiyete gelelim. Televizyon soruyor: «Ne istiyorsun ana vatandan?» diyor. «İçki istiyorum!» cevabını alıyor. Kıbrıs Türk'ü de budur!.. Hakikati istiyor musunuz?.. Acıtıyor mu?.. Nedir bu samimiyetsizlik?.. Sen tut, öyle bir iş yap ki, Kıbrıs'ı millî haysiyet meselesi haline getir!..


Nasıl olmuşsa olmuş, millî haysiyet haline getirilmiş bir kere... Doğrudur!.. Bu bir millî haysiyettir.. Yapılması gerekli... Yalnız ne yapıldığı bilinerek... Bugünkü, yahut devrik hükümetin yerinde herhangi bir hükümet olsaydı, Kıbrıs'ın o Yunan cuntasının küstahlığına karşı âkibeti bu olacaktı. Şahsın hüneri yok... Bir tane hüner var; şu kadar senenin, altun ordusunu kurmuş bir ırkın Mehmetçiğinin, hâlâ içinde kalan bir cevher rolünü oynamıştır!.. Bu rolü de çok büyütmemek lâzımdır! Çünkü karşımızda teşkilâtlı düşman mevcut değildir!..


Teferruata girmek istemem... Ve nihayet Mehmetçiğin zaten tarihî gelişi olarak elinde bulundurduğu bir meziyeti hemen apar, Mehmetçiğin sırtına çık, rey dilenmeye başla!..


Kapısına bir haydut dayanıp da, anasının ırzına tasalluta kalktığında, onun, haydudu öldürdükten sonra anasına dönüp; «Şimdi neyin varsa bana ver!» Demesine benzer!.. Anasının ırzını koruduğu için anasından rüşvet isteyen küstah!.. Ve sofrayı devir, bugünkü manzara doğsun...


Hikâye budur!..


Kıbrıs da bu...


(Hesaplaşma / Necip Fazıl Kısakürek)



RÖPORTAJ


Yeni, gelenekçi, ruhçu, mukaddesatçı Anadolu gençliğinin çilekeş hamurkarı Necip Fazıl Kısakürek... Onu bütün çapı ile, dost ve düşman, kim tanımaz!


Dergimizin Kıbrıs davası üzerinde tertiplediği röportaj serisine onunla başlaması elbetteki, en doğru hareketti. Telefonla müracaatımıza hiç bir neşir organının, hiç bir davetine, hiçbir şekilde cevap vermediğini, fakat MTTB'den gelen bu isteği zevkle kabul edeceğini bildiren Üstad, bizi evine çağırdı.


Evinde, şehir hayatına sırt çevirmiş ve kendi kendisini tecrit etmiş, sesten, şamatadan, her türlü manasız tezahürlerden uzak, bir nevi (akvaryum)abenzeyen, mukaddesatçı gençliğin sık sık doldurduğu evinde Üstadı bizi bekler bulduk. Hemen söze başladı:


NECİP FAZIL - Memlekette hemen her davada olduğu gibi, Kıbrıs meselesinde de haysiyetli bir anlayış bulunduğuna kani değilim.


MİLLİ GENÇLİK - Bir muhasebe yapmak ger~kirse bize -göre Kıbrıs meselesini nasıl değerlendirirsiniz?


NECİP FAZIL - Yirmi yılık Kıbrıs çıbanı patlak, verdi vereli aylar geçtiği halde, ortada hala mesel.enin peçesini kaldırabilmiş bir kalem veya ağız göremiyorum. Mesele daima bakireliğini muhafaza,etmekte ve benim bu zamana dek susmaktaki zaman kaybım, teşhis bakımından herhangi bir gecikme ifade etmekten uzak bulunmakta.


Türk’e göre Kıbrıs, “yurtta sulh, cihanda sulh” gibi, pasiflerin pasifi ve her türlü taarruz potansiyelinden yoksun, bütün derdi nefsini müdafaadan ve kabuğuna çekilip oturmaktan ibaret bir telakki gözüyle. Evet, böyle bir telakki gözüyle kocaman bir “hiç”tir.


Başta Araplar ve Osmanlılar tarafından,içeride tam bir oluştan sonra dışarıyı ve dünyayı kendisine irca, yani taarruzu bir gaye uğrunda feth ve teshir edilen Kıbrıs, ancak böyle bir davranış gözüyledir ki, her şeydir.


MİLLİ GENÇLİK- Kıbrıs ekonomisi ve stratejisi hakkında çok şey söylendi, fakat “etnik” bakımdan değeri nedir?


NECİP FAZIL - Hakikat aşkına çekinmeden bildirelim ki, Kıbrıs Türk ferinin (etnik) Türk kanadında mevkii -iyiler ve halisler daima müstesna- Türk ruhunun gerçek ve sağlam nescini vadetmekte zayıftır. Ve zaten mesele 80-90 bin Türkü kurtarmaktan ibaretse, Balkanlardan Orta Asya’ya kadar milyonlarca esir Türk yaşarken böyle bir rizikoya girmeyi emredici bir imtiyaz ve hususilik arz etmekten uzaktır.


MİLLİ GENÇLİK- Kıbrıs üzerinde emeli olan devletlere göre Kıbrıs’ın durumu nedir?


NECİP FAZIL- Sorunuzu, Yunan ve ingilize göre, Amerika ve Moskof’a göre, Araplar ve İsrail’e göre Kıbrıs şeklinde bölümlere ayırarak cevaplandırayım.


Yunana göre Kıbrıs; efendileri hesabına, tepesine “Büyük Yunanistan ve Elenizm” yazılı putlu bayrağı dikilmiş (fantazik) ve hayali bir bekçilik kulesinden başka bir şey değildir. 0, Kıbrısı, tek başına ne bir atlama taşı diye kullanabilir, ne de bir iç oluşun sınır karakolu olarak muhafaza edebilir.


İngiliz’e göre Kıbrıs; İngiltere, Sultan Abdülhamid’den ariyet suretiyle aldığı Kıbrıs’ı, Asya ve Afrikadaki imparatorluk ağının dalyan bekçiliği kulübesi olarak, ikinci Dünya Savaşı sonuna kadar muhafaza etti ve bu savaşı kazanmasına rağmen imparatorluğunu kaybedince artık bu yükü taşımaktan vazgeçti; orada bir iki noktayı elinde ve emrinde bulundurmakla yetindi. işte ne olduysa bundan sonra oldu. Kıbrıs ortada kaldı; ve (stratejik bakımdan gözleri kendisine dönük olup da el uzatmaktan çekinen büyük kuvvetlerin ses çıkaramayacağı bir kukla devlet haline getirilmekten başka bir tasfiye şekline imkan bırakmadı.


Amerika’ya göre Kıbrıs; ikinci Dünya Savaşı arkasından, onun, bayrağını dünya çapında bir hakimiyet sahasına dikme sevdasına düşmüş olması bakımından, birinci derecede kıymet sahibi bir kontrol, murakabe, müdahale ve gerektiğinde taarruz merkezidir; ve bütün yükü karşılıksız çekilecek bir (strateji) noktasıdır... Batılı diplomatların Kıbrıs’ı, “batırılamaz kocaman bir uçak gemisi” diye vasıflandırmaları yerindedir. Ve işte 6. Filoyu; daima arkalarında gezen ve hep sayıları artırılan Moskof deniz kuvvetlerinin Akdeniz’de mevcut hikmetleri de, bu noktaya, bu noktanın belirttiği manaya bağlıdır.


Moskof’a göre ise Kıbrıs; şimdilik (tez) ve (aksiyon) Amerika’da, (antitez) ve (reaksiyon) kendisinde olarak tam tersidir Moskof’un, Kıbrıs etrafında her Amerikan adımını çelmelemek, işi çıkmaza sokmak ve o havzada bir kargaşalık zemini sürdürmekten gayri hiçbir politikası olamaz; ve üçüncü dünya savaşını açmak kararını vermedikçe elinden hiçbir şey gelemez. Kıbrıs’ta hakimiyet kaydedecek bir Amerikalı eli, Sovyetlere göre, Baku ve İran petrollerinden Arap yarımadasına ve Şimal Afrika’sına kadar dünyanın şah damarı olan petrol sahasını, avucunda tutmak manasına gelir ve bu elin mutlaka bileğinden kavranması gerekir. Bu noktadan idrak edilmesi gerekir ki, Kıbrıs’ın bütün ehemmiyet ve kıymeti, Amerika ile Rusya arasındadır .


MİLLİ GENÇLİK - Ortadoğu açısından Kıbrıs’ın ehemmiyeti?


NECİP FAZIL - Araplar ve İsrail’e göre Kıbrıs’ı değerlendirirken busoruya ister istemez geleceğiz. Kıbrıs’ta fethedilemez bir kal'a halinde Amerikan üslenmesi İsrail’i mesut edeceği kadar , petrol havzasındaki Arap dünyasını berbat eder .Zira oradan desteklenecek ve israil topraklarından hız alarak gelişecek- bir toslama', Irak, Hicaz ve Libya müsellesinin çerçevelediği büyük ve hayatı madde “petrol” sahasını her an kontrolü altına alabilecek bir harekete yol açabilir. Hatta Kıbrıs’a istinatlı bir kontrol, herhangi büyük bir inkişaf ve ihtilat takdirinde İran ve Kafkas Petrollerine kadar yalayıcı bir sınır çizebilir.


O halde İsrail’e, Kıbrıs’ta Amerikan üslenmesini elinden geldiğince kolaylaştırmak, Araplara da engellemek düşer.


Türk’e göre Kıbrıs; esasta bir “lüzumsuz” ve “değersiz”in, artık kat'i bir lüzum ve değer haline getirildiği ve bir hatanın doğru olarak yürütüldüğü nokta olmuştur. Ters ve yanlış bir pasın gole çevrilmesi gibi...


Yunan için de vaziyet, gerçekleşmez bir servet gayesinin sarhoşluğuyla ana sermayesini tehlikeye düşüren ve “Elenizm” rüyasını kabusa çeviren ve sonunda kendisini apışmış bırakan hayalı bir hedef ...


İngiliz için, gidenin bir daha gelmeyeceği hakikatini ihtar edici ve buna rağmen biraz tutunmayı ve geleceği kollamayı tavsiye kılıcı bir bekleme iskelesi...


Amerika ve Rusya hesabını da karşılıklı “aktivite –harekiyet” yolları bakımından hayatı kıymet...


Neticede İsrail ve Araplar için, birinin Amerika, öbürünün de ister istemez Rusya taktiğine yardımcılığını gerektiren en nazik bir mevkii...


İşte, bize, Kıbrıs hareketi sırasında gayet sıcak ve fedakar bir yüz gösteren Arap dünyasını, kavimler arasındaki din birliği yanında, bu ölçüye bağlı görmek lazımdır. Amerikanın Kıbrıs davasında oynayacağı son rol billurlaşıncaya kadar İslam ve Arap alemi Türkiye’ye yardım çehresi göstermekle mükelleftir .Her halde, Yunan hegemonyası altında bir Kıbrıs, bu idare karşısına dikilici bir Türk maniası Araplarca hoş görülemez. Böyle olursa, petrol idealinin tepesine bir de haç bindirilmiş olur.


Amerikanın Kıbrıs’ta üslenmesi, bugünden “oldu-bitti” ifade edici bir başlangıç olduğuna ve hatta Yunanlıdan fazla Türkü tercih ettiren bir mana belirttiğine göre de, kıskaca alınmış ve “ehven-i şer”ler peşinde, hayat tedarikine zorlanmış ülkeler için, Kıbrıs’ta köprübaşı kuran bir Türkiye daima tercih unsuru teşkil eder .Bizim için de bu, tercih unsuru olmak mevkii, bugünlük, nefs müdafaamızın en doğru, yahut mecburi stratejisini gösterir.


Yunanın Amerika’ya omuz çevirme cilveleri yapmasındaki sebep işte bu tercih noktasında düğümlenmekte ve neticede nasıl olsa bir teseli mükafatı kazanacağını bilmekten gelen bir naz ifade etmektedir.


MİLLİ GENÇLİK - Teşekkür ederiz üstadım.


(Yukarıdaki röportaj; Üstad Necip Fazıl ile Kıbrıs Barış Harekatından beş ay sonra Aralık 1974 tarihinde M.T.T.B’nin çıkarttığı MİLLİ GENÇLİK dergisi tarafından yapılmıştır. )

21 Nisan 2008 Pazartesi

MHP' liye Hitap

MHP' liye Hitap

Sevgili gönüldaş!


Seni çok büyük,yüklü bir borç altında görüyorum. Sen, leke sabunu tarifecisi partiler geleneğinden basit bir halka olamazsın! malum dışarıdan ithal malı (bonmarşe) eşyası modeller yerine kendi aslına talip, içten bir kaynayışın billurlaşması olmak borcundasın!.. Bu bir!


Sana Türkçü ve kafatasçı gözüyle bakıyorlar. Onlara sen İslama girdikten ve onlar eridikten sonraki Türk'ün Türkçüsü ve kafacısı olduğunu göstemek borcundasın! Bu iki!


Sana fikirsiz ve çilesiz bini bir paraya, pis zamklı pulları daha pis ağızlarında ıslatıp (faşist) damgasını vuranlar var!.. Böylelerine ruh ve fikir şerraresiyle patlayan gücün ne olduğunu bilip öyle haykırmak borcundasın: " Eğer sevgilisine kavuşmak için dağı delen ferhad faşist ise ben ondan da faşistim!.. Bu üç!


Herbirinin kellesi tek tek giden ve tek tek avlanan 1950 kurbanının sahibi sen, zalim misin mazlum musun? O türlü mazlumsun ki hükümetin, Arenadaki Roma İmparatorları gibi zevkle şehvetle seyirci kaldığı milli katliam karşısında onun yapmadığını üstlenmek zoruna düşerken, bir de yine onun hısmına ve takibine uğramak gibi destansı bir direnişi temsil etmektesin! Bu şuuru gönlünde tutmak borcundasın!.. Bu dört!


Göğsü demokrasi rozetli, anlı halkçılık damgalı ama yüreği kelepçeli ve ağzı afyon tıkaçlı, dininden diline kadar prangalı üstelik prangasında " egemenlik ulusundur!" yazılı bir Türk Milleti var! Sen bu milletin ta kendisi ve öz davacısı olduğunu kafalara dank ettirmek borcundasın! Hürriyetin bir yalanı birde doğrusu olduğunu birinin eşek öbürünün de insan hürriyeti olğunu abideleştirmek... Bu beş!


Tanzimattan beri gelen bütün yakıştırma ve yapıştırma oluşların ve masonluk, yahudilik,dönmelik kuklaları düzmece kahramanların karşısında olduğunu ve yepyeni bir zaman ve tarih ölçüsüyle yola çıktığını mahyalaştırmak borcundasın!.. Bu Altı!


Devirmenin değil dikmenin dikeceği şey için devirmenin gerçek devrimcisi olmak borcundasın!.. Bu yedi!


Allah ve resulune mutlak teslimiyet bayrağı altında yeni Türk'ün topyekün insanlığa nasıl bir model hazırladığını heykelleştirmek borcundasın!.. Bu sekiz!


Saflarındaki sıklığı, tıkızlığı tüm ve son ifadeyi her türlü itiş ve kakıştan uzak aşk veiman nizamını yüzüğün ana taşları etrafında ki pırlantalar halkasına kadar her ferde yerini gösterici disiplin mimarisi ve ve.. Ve hakimiyeti bir mevhum olan halkta göstermek dolandırıcılığı yerine mutlak olan hakta göstermek sahiciliğini yarın zafer taklarında ışıldatmak borcundasın!.. Buda dokuz!


Sevgili Gönüldaş!


Bu dokuz maddeli ağacın, 99'uncu, 999'uncu, 9999 uncu daha nice dalları var..." Hiç bir nefse gücünden fazlasını yüklemem" buyuran Allah, Azze ve Celle. senin omuzlarına bindirdiği yükün taşıma gücünü de verendir. Almaya istekli ol ki, versin!


Allahın selamı, Türk'ün istikbalini kurtaracaklar üzerine olsun!


Necip Fazıl Kısakürek